10. Türkiye Emok Festivali
 Ana Sayfa
 İletişim
 Duyurular
Suriye Ürdün 2004
MOTOSİKLET GEZGİNLİĞİ, SINIRLAR VE ÖTESİ

Beş yıl kadar önce, motosiklet gezginliğine yeni yeni heveslenirken, hedefimiz, acınacak kadar az bildiğimiz ülkemiz olmuştu. Yapılan yüz bin kadar kilometreden sonra anlıyoruz ki “Türkiye’yi gezdim” demek için daha nice yüzerce bin kilometre gerekli. Yine de, artık durumumuz acınacak kadar kötü değil. Şimdilerde biraz sınırların ötesine de bakmaya başladık.

Kapı komşumuz Yunanistan’a iki gezimiz oldu. İkisinde de ülkenin kuzeyine, Meteora’ya kadar gidildi. Nedense daha batıya gitmek cazip gelmedi henüz. Doğu daha çekici geliyor olmalı ki fırsatlarımızı o yönde harcadık. Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da dolaşırken sınır kapılarının gerisini gözledik. Mardin’deki otelimizin manzarası Suriye’ye kadar uzanıyordu. Türkiye’nin bittiği yerler yeni ülkelerin başlangıcıydı. Bunu görmek bilmekten farklıydı.

Gezgin, ön yargılı olmamayı başarabilmelidir, özellikle de yeni insanlara ve yeni ülkelere karşı. Çeşitli ve doğruluğu çok tartışılır gerekçelerle komşu ülkeler bize olumsuz tanıtılmıştır. Tam sekiz ülkeye sınırımız olmasına rağmen hiçbiri gezmek için popüler olamamıştır. Batımızı bize düşman, doğumuzu ise hem düşman hem de geri buluruz. Buralar bize “uzaktır”, sebebi sorulmaz.

2004 yazında, Kasım başındaki Şeker Bayramı tatili için bir yol planı yapılması gerekiyordu. Gönül yine Doğu’yu istedi, mevsim ise Güney’i işaret etti. Haritada gözler aşağıya kaydı, sınıra geldi.

Uzağı yakın etmenin en güzel yolu bir harita incelemek. Haritada, Suriye ile sınırımızın ne kadar uzun olduğunu görülüyor. Halep’in ne kadar sınıra yakın olduğuna şaşırırken Antakya’dan buraya kalkan dolmuşlara rastladığımızı hatırladım. Mardin’de halkın çoğunun Arapça konuşmasını garipsemiştim. Hatta birine safça sordum, “neden herkes Arapça konuşuyor?” diye. “Biz Arabız çünkü” dedi adam. Güney komşumuzun üzerimizdeki etkisi benim bildiğimden fazlaydı belli ki. Güney’de başkent Şam’a gidiyor gözüm. Buranın Osmanlı için önemli bir merkez olduğunu okumuştum. Sahi, bir Hicaz demiryolu vardı. Sultan Abdülhamit’in yaptırdığı, uğrunda halkın yüzüklerini, bileziklerini bağışladığı, İngilizlere rağmen bitirilen bu demiryolu Şam’da başlayıp Hac’a uzanmıyor muydu? Ne işimiz vardı bu uzak yerlerde bizim? Bir dakika, harita beni düzeltiyor, buraları uzak değil ki. Uzaklık kafamda mı yoksa?

Yaşanan bu zihinsel çelişki beni Suriye’ye çekti. Haritanın başka söyledikleri de vardı. Suriye büyük değildi ve yapılacak on günlük bir gezide onun güney komşusu Ürdün’e de geçilebilirdi. Ürdün daha da ufak olup en güneyinde Kızıldeniz’e kıyısı vardı. Yahu, kervanların şehri antik Petra şehri de Ürdün’deydi sahi. Üff, çöller, tarih, dalış… harika. Bu keşifler beş dakika içinde yapılmış, yol planlaması başlamıştı. Kaba yol planın tamamlanması ve turun on bir güne sığdırılması bir saatimi daha aldı. Levent (Fırat), Mert (Volkan) ve Kemal (Aka) ile konuştum. Herhalde üçü de, birinin arayıp, “Kızıldeniz’e gidip gelelim mi bayramda?... tabii ki motorla” demesini bekliyorlarmış, hemen kabul ettiler.

Haftalar çabuk geçti ve 4 Kasım 2004 Perşembe akşamı iş çıkışında kendimizi Meram ekspresinin yataklı vagonunda bulduk. Motosiklet yolculuğumuz ertesi sabah Konya’dan başladı…

SURİYE - ÜRDÜN GEZİ KÜNYESİ

Tarih: Kasım 2004

Süre-km: 11 gün, 2000 km

Rota
1. Gün Konya - Adana - Antakya
2. Gün Antakya - Yayladağ - Lazkiye-Şam
3. Gün Şam - Amman - Aqaba (Kızıldeniz)
4. Gün Aqaba - Wadi Rum
5. Gün Wadi Rum - Petra
6. Gün Petra
7. Gün Petra - Madaba
8. Gün Madaba - Lut Gölü - Şam
9. Gün Şam - Palmyra
10. Gün Palmyra - Halep
11. Gün Halep - Konya

Bütçe: Kişi başı ~ 1300 $

Konaklama: Otel (Antakya, Şam, Aqaba, Petra, Madaba, Halep), Kamp (Wadi Rum)

Unutulmazlar:

- Lazkiye polisinin “Ferrari” marka motosikleti

- Kadınların göz süzmeleri - Şam

- Akla zarar renklerde ve biçimlerde yaşamlarla yakından ilişkiler - Kızıldeniz

- Mısır’ın Sina Yarımadası’nı gözlemek, yeni yol planları, yeni hayaller…

- Çölde deve gezisi, güneş doğumu, kum tepelerinden serbest düşüşler, cip safari - Wadi Rum

- Manastırın tepesine tırmanmak ve oraya çıkan kaçıncı kişi olduğunu düşünmeye çalışmak - Petra

- Virajlara yatmak - Wadi Mujip

- Yol sorduğumuz motorlu polislerin sirenler çalarak yaptıkları eskortluk - Karak

- Çamur ile vücutların geliştirilmesi - Lut Gölü

- İlk yurt dışı Çelinc faaliyeti - Maammat Main

- Kemal’in Türkçe atasözlerini Araplara izah edişi

En Güzel Yol:

- Yayladağ sınır kapısı, Ürdün’ün Kral yolu

En Kötü Sürpriz:

- Dönüş yolunda Meram Ekspresi’den furgon vagonunun kalıcı olarak çıkarıldığını öğrenmek

- Maammat Main’de yolun bitmesi

En Güzel Sürpriz:

- Maammat Main’de yol bitince yanınızda Çelincırlar olması, yolu motosiklet ulaşımına geçici olarak açmak

- Şam’da kayısının gerçekten iyi olması

- Kırmızı Wadi Rum kumunun renginin fotoğraf hilesi çıkmaması

 - Lut Gölü’nde tuz nedeniyle epey yoğun olan suda duba gibi yüzmek

- Her yer ve her zamanda nargile bulabilmek

- Çölde bile telefonun çekmesi

- Türk olmanın özel ilgi sağlaması ve Osmanlı etkisini hala görmek

En Güzel Gün:

Konsantre 4. gün: Japon Bahçesi mercanında dalış, dağ manzaralı, virajlı yollardan Wadi Rum’a çıkış, kumda motor kullanmak, yıldız ışığında yemek, nargile ve sohbet, ateş ışığında kaya tırmanışı, kıl çadırda kamp

Keşke...

- Daha önce gitseydik

-Lübnan’a da geçecek zamanımız olsaydı

İyi ki...

- Lübnan’a gitmedik, daha çok Suriye ve Lübnan için tekrar gidile…

Yeni Yol Planları / Hayal ediyorum, öyleyse varım

- Daha çok Karadeniz

- Suriye - Lübnan

- Orta Asya

- Bulgaristan - Romanya - Makedonya

- Doğu Akdeniz turu

İnsan daha önce gitmeyi düşünmediği yerleri gezince, bildiklerinin aslında ne kadar az olduğunu anlıyor. Bu etki, örneğin New York kentini görünce hissedilmiyor. Hiç oraya gitmemiş bile olsak New York sokaklarında çocukluğumuzdan beri dolaştırılıyoruz sanal da olsa. Ancak Aqaba’da, 400 yıl Osmanlı’nın olmuş kalenin kapısında, Wadi Rum’un kızıl kumlarında uzanan Hicaz Demiryolu’nda yürürken,


antik Petra’nın kanyonlarında dolaşırken,
veya Lut Gölü’nün fevkalade tuzlu suyunda batamazken “ne kadar az biliyormuşum” diye hayıflanıyorsunuz.

Gezginlerin ortak çelişkisi bu olsa gerek: Gezdikçe bilmek ama bildiğinin ne kadar az olduğunu da keşfetmek.

Olsun, bilmemek ve bilmediğinin farkında olmamak daha vahim değil mi?

Sevgiler
Hakan Erman
Son Düzenleme :22-02-2008 14:50:04
Bu sayfa 4678 kez görüntülenmiştir.